Türkiye siyasetinin gelecekteki temiz yüzü

Genç MÜSİAD Genel Başkanı Yavuz Fettahoğlu, Kulis Dergisi ekibini Ümraniye’de bulunan iş yerinde ağırladı.

Türkiye siyasetinin gelecekteki temiz yüzü

Genç MÜSİAD Genel Başkanı Yavuz Fettahoğlu, Kulis Dergisi ekibini Ümraniye’de bulunan iş yerinde ağırladı. Beyefendi ve mütevazı kişiliğiyle çevresindeki herkesin takdirini kazanan Fettahoğlu, Genç MÜSİAD’da yaptığı çalışmalarla göz dolduruyor.Genç MÜSİAD, geçtiğimiz aylarda İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Gençİş Adamları Kongresi’nde ‘Adil Dünya düzeni’ konulu panelle dünyadaki adaletsiz dağılımı anlatarak dünyanın dikkatini çekmeyi başardı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı bu panelde Davutoğlu, Fettahoğlu’na övgü dolu sözler sarf etti. Günümüzde birçok genç gözünün önünde yaşanan olaylara bile tepkisiz kalırken, o daha adil bir dünyanın hayallerini kuruyor. Genç yaşına rağmen dert edindiği meseleleri çevresiyle de sıkça paylaşan Fettahoğlu, her ne kadar siyasete meclis koltuğunda oturmak olarak bakıyor olsa da hiç kuşkusuz o, Türkiye siyasetinin gelecekteki temiz yüzü
İşte Yavuz Fettahoğlu’nun özel hayatının kapılarını açtığı o özel röportajın ayrıntıları:
Yavuz Fettahoğlu’nu merak ediyoruz?
Tüccar bir ailenin çocuğu olduğum için iş hayatına başlangıcım lise yıllarına dayanıyor. Her Türk tüccarının yaşadığı gibi, bizde de hep kriz dönemleri vardı. 5 yıl para kazanırdık, 5 yıl sonra Türkiye’de ekonomi batardı, sonra biz o dönemde ki borçları temizlemeye çalışırdık. Ama çok şükür ki helal para kazanmış bir aileden geliyorum. Helal rızık ailem gibi benim de hassasiyetimdir.
Lise yıllarında 1999 depremi oldu, o ara tabi biz de ekonomik olarak zorluklar geçirdik. Deprem sonrası oluşan ekonomik kriz herkesi olduğu gibi bizi de etkiledi. Çok dar bir zamana girdik.Şuanda bulunduğumuz firmamız yaklaşık 25 senelik firma olmasına rağmen çok ciddi manada küçülmeye gitti ve sadece Kartal Oto Sanayi’de küçük bir dükkânımız kaldı. Orada şuanda da yapmış olduğumuz makinelerin servis bakımını yapıyorduk fakat makinaları satmak zorunda kaldık. Borçlarımızı kapattık ve servis satış işlemlerine devam ettik. Bende o dönemlerden itibaren hem üniversiteye hazırlanıyordum hem de okulumu aksatmayacak bir şekilde işe gidiyor, tulumumu giyerek çıraklık yapıyordum.Tabi sonrasında işlerimiz tekrar düzeldi. Şunu anladık ki; Ne kadar batarsan bat, ne kadar kaybedersen kaybet, tekrar bir şekilde çıkabiliyorsun.Dürüst ticaret yaptığın zaman öyle ya da böyle büyüyorsun çünkü itibar her şeyden önce önemli.
Hangi Üniversite’de okudunuz? 
Açıkça söylemek gerekirse ben diploma alabilmek için okudum.  Üniversite sınavına çalışacakçok vaktim olmadı. Çünkü işlerle uğraşmak zorundaydım. Ben biraz daha ticari odaklı yaşadım. İşle iç içe olunca, bir de kafa ticarete yönelince okulla alakalı çokta bir şey yaptığım söylenemez.  Sakarya Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünü kazandım. Sonuçta zaten bu işi devam ettireceğimi biliyordum. Fakat mühendislikte en nihayetinde temel şeyleri de oradan öğrenebiliyorsun. Tabi ben başladığım dönemde işler biraz daha yoğunlaştı. Kartal Oto Sanayi’deki dükkânımızküçük bir bakkal dükkanı gibi işliyordu. İşler yoğunlaşınca işin finansmanı, tahsilatları, bunların hepsi ayrı bir birim olmaya başladı. Bu sefer o işin başına da babam beni mesul tuttu. Ders arasında kimseye bir şey fark ettirmeden tahsilata çıkmışlığım bile olmuştur.
ÜNİVERSİTE VİZYONUMU GENİŞLETTİ
O yıllardaTürkiye’de ticaret yine yavaşladı. AK Parti iktidarıyla beraber yeni bir mekanizma harekete geçtiği için ekonomi o dönemlerde zor bir sürece girdi. 2008’in ayak sesleri geliyordu tam o sırada. 2008’de ciddi manada Dünya’da bir kriz olacaktı, Türkiye’de krizi en fazla yaşaması beklenen ülkelerden biri olacaktı. Sinyaller başlamıştı. Belki Üniversite mesleki olarak bir şey kazandırmadı ama Üniversite’de farklı bir hayat görüşü kazanıyorsun. Dünya’ya daha vizyonu geniş bakmaya başladım. Yaptığımız işin müşteri profili, imkânlar gibi hepsini değerlendirdiğimde dedim ki;‘ben mühendislik yapayım, akademisyen olayım, bir şeyler üreteyim. Bu alanda kendimi geliştireyim.’ Çünkü Jeofizik Türkiye’de çok bilinen bir dal değil ama yurtdışında inanılmaz önemsenen bir daldır. Tabi bende imkânları değerlendirip hocalarımızın yönlendirmesiyle bir araştırma yaptım. Berlin Teknik Üniversitesi’nde böyle bir çalışma olduğunu öğrendim. Yabancı dil de olduğu için orada kalmakta zorluk çekmeyeceğimi düşündüm.
AVRUPA KAFASI BENİ AÇMADI
Verdiğim karardan babam hoşlanmasa da ben gittim. 6 ay gibi bir süre Berlin’de kaldım. 2 tane büyük bilimsel projeye katıldım. Bir tanesi Almanya’nın Kuzeyi’nde bir eyalet, altı tuz yatağı olduğu için ve deniz suyu da alttan giriş yaptığı için çok enteresan bir şekilde çöküyordu. Proje bu yöndeydi, çökmeyi engellemeye çalışıyorlardı, bende onunla alakalı bir çalışmaya katıldım. Birde, bir bölgeye yine benim Jeofizikte çalıştığım alan olan Elektrik – Elektromanyetik yöntemlerdi, tam olarak bununla ilgili bir çalışmaydı. Diğeri de yine deniz suyu hidroliği yapıyordu, içeri giriyordu ve tarım yapılıyordu. Bu deniz suyunu nasıl keseriz diye çalışma yapılıyordu. Bu iki projeye katıldım, fakat orada şunu gördüm; Alman toplumu robotlaşmıştı. Klasik Avrupa Batı kafası beni çok açmadı. Herhangi bir başarısızlık sonucu değil, tamamen yapılaşmayla alakalı bir durum olarak orada yapamayacağımı anladım. Daha sonra Türkiye’ye döner dönmez işlerin başına geçtim. Bir Alman firması vardı, sürekli olarak onunla anlaşma yapmaya çalışıyorduk ama karşı taraf istemiyordu. Daha sonra kendi işimiz için KOSGEP’e başvurduk ve beklentimizin altında bir miktar verdi. Tabi bu miktar bizim işimize yaramadı. Çok enteresan bir şekilde Alman şirketinin CEO’su bize ulaştı. Güzel bir ticari anlaşmayla imzaları attık.
Bu süreçte Genç MÜSİAD’la ne zaman tanıştınız?
Genç MÜSİAD ile Abdülsamet Temel döneminde tanıştım. Kendisi çok sevdiğim bir ağabeyimdir. Hala da birçok konuda danıştığım mercilerden biridir. MÜSİAD’la tanışmamızın asıl sebebi Sivil Toplum’dur. Ama asıl mevzu Fettahoğulları’nın bir vakfı ve vakfın gençlik komisyonu var. Bana buranın başkanlığını yapar mısın diye teklifte bulundular bende kabul ettim ve sivil toplumla orada tanıştım. Bu vakıfta çok güzel faaliyetlerimiz oldu. 100’e yakın öğrenciye kendi imkânlarımız çerçevesinde burs verdik. Bizim asıl amacımız derneğin bulunduğu muhit olan Cevizli’de bir takım çalışmalar yapmaktı. Cevizli, İstanbul’un en tehlikeli yerlerinden biri olduğu için hem oradaki gençler, hem toplum her bakımdan kısıntılı bir bölge. Orada bulunan gençleri de nasıl topluma yararlı bir hale getiririz diye çalışmalar düzenledik ve çok muhteşem sonuçlar elde ettik.  MÜSİAD’a üye olduktan sonra İletişim Birim Başkanı oldum. Sonra da birçok farklı kademede görevde bulundum. Şimdi ise çok şükür kurumun başkanlığını yapmak nasip oldu.
Genç yaşta hem iş, hem sosyal aktivite olarak birçok projede yer aldığınızı görüyoruz. Gençlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?
Lise hayatımda dâhil eğitim yıllarımda başarılı bir öğrenciydim. Bu kadar başarılı olmama rağmen lisede Matematik dersinden kaldım. Hayata da bu gözle baktım hep. ‘Matematik dersi neden anlatılıyor, gerçek hayatta ne işimize yarayacak der ve kızardım.’ Bunun neden yapıldığını açıklayacak kimse çıkmadı karşıma o yüzden de Matematiği önemsemedim. Fakat ilerleyen zamanda bunun tam tersini gördüm. Hayat Matematik, Kur-an Matematik. İnsan müthiş bir sistematik düzen şeklinde yaratılmış. Kâinatta muhteşem bir düzen var ve bu sistem tıkır tıkır işliyor. İnsan için en önemli şey sosyalleşmek, çünkü insan sosyal bir varlık. Yalnız bir şey yapamıyor, hatta yalnız kalmak çokta doğru değil. İnsan o beşeri sermayeyi biriktirmekle mükellef, sonuç olarak yalnızlık Allah’a mahsus. Hz. Muhammed (Sav.) hadisi şerifinde buyuruyor; Rızkın 10’da 9’u ticarettir, ticarette sosyal bir ortamdır. Bunlar içinde insan tanımak gerekiyor. İşte tam olarak bu denklemi çözebilecek anahtar sana sivil toplumla veriliyor. İnsan tek başına ya da iman etmeden bir anlam teşkil etmiyor, sonuçta var oluşumuzun bir amacı var. İnşanın önce kendine bir amaç belirtmesi
gerekiyor. ‘Neden yaşıyorum’ sorusunun cevabını kendine tam olarak açıklaması gerekiyor, zaten sonrası çorap söküğü gibi geliyor.
Siyaset yapmayı düşünüyor musunuz?
Biz zaten siyaset yapıyoruz. Bir siyasi partinin ilçe gençlik kolları için görüşmeye çağırdılar. Ve hüsranla döndüm, bana sordukları ilk soru;‘Milletvekili yâda Bakan olmak istiyor musunuz?’ oldu. Siyaset maalesef buraya indi. Herkes siyaset yapıyor, tabi politik siyaset.  Koltuk sorumluluktur, eğer yapabiliyorsan çok güzel. Biz sivil toplum kuruluşu olarak bence siyasetin en etkilisini yapıyoruz. Tabi ki bir tarafımız var, ilk olarak Hak’tan tarafız o yüzden bazen doğrudan çıkışlar yapabiliyoruz. İktidarı destekliyoruz, genel itibarıyla yaptıkları şeyler doğru olduğu için arkasında duruyoruz, ama yanlış bir şey gördüğümüz zamanda tepkimizi gösteriyoruz. O yüzden toplum bizi daha çok önemsiyor ve bizim yaptığımız siyaset doğru bir siyaset. 
Genç MÜSİAD’a gençler neden gelmeli?
İlk olarak birçoğumuz şanslı çocuklarız. Küçükte olsa, büyükte olsa hepimizin aileleri ticaretle uğraşıyor. Ama tabi ticaretle uğraşmayan ailelerde varonların böyle bir şansı yok. Ticaretle uğraşan bir ailede yetişmek çok avantajlı bir durum, burada birçok farklı sektörden insan var. Bu yüzden MÜSİAD yeni ticaret yapacak kardeşlerimizin bu tecrübelerden faydalanmaları için güzel bir platform. Daha önemlisi de dava. Bu ülkede birçok farklı dernek var ama bizim derneğimizin bir yandan da dava arkadaşlığı var. Biz derneğimize üye olan bütün kardeşlerimize bu gözle bakıyor, bu düşünceyi aşılamaya çalışıyoruz. Ayrıca MÜSİAD sadece yerel bir dernek değil.  MÜSİAD insana vizyon katan, Dünya üzerinde en az 130 şubesi olan bir dernektir. MÜSİAD bir deniz. Eğer genç girişimci kardeşlerimiz ticaret yapmak istiyorlarsa Genç MÜSİAD’agelsinler gereken bütün destekleri sağlayacağız.
Genç MÜSİAD olarak Sanayi camiasıyla ilgili bir çalışmanız var mı?
Biz Genç MÜSİAD olarak sanayiye teşvik programları düzenliyoruz. Geçenlerde bu konuyla ilgili çalışmalarımız oldu. 4. Sanayi Devrimi başlığında bir konferans düzenledik. Dünya da, sanayi de, üretimde değişiyor, bununla ilgili üretim yapan firmalarımızı desteklemek, dönüşüme hazırlamak adına fikri programlar düzenliyoruz. Gelecek başka, gelecekte bu değişimlere hazır olmazsak ayakta kalma konusunda büyük sıkıntılar çekeceğiz. Son olarak da sanayiye yönlendirmek adına çalışmalar düzenliyoruz. Çünkü üretmeden bizim bir geleceğimiz olmayacak.
Türkiye’de yaşanan olaylarla alakalı neler söylemek istersiniz?
BEĞENMİYORLARSA BUYURSUNLAR GİTSİNLER
Yani herkes gibi benimde için yanıyor. Çok üzücü hadiseler, bu tamamen ülkenin büyümesiyle ilgili olaylar. Bugün Çanakkale’den farklı bir şey yaşadığımız yok aslında, ülkemiz şu sıralar çok büyük bir taarruzla karşı karşıya. Bunu ülkemizin içerisindekiajanlar yapıyor.Bize bu acı günleri yaşatanlara ‘ajan’ kelimesi çok hafif kalıyor, ben o yüzden onlara direk ‘hain’ diyeceğim. Hainliklerini medyasıyla, akademisyenleriyle, iş adamıyla, ekonomiyle yapıyorlar. ‘Bu ülkeye faydanız yoksa gidin.’ Tabi bu benim fikrim, Devletin bu anlamda asla taviz vermemesi gerekiyor. Çünkü o zaman dürüst bir şekilde çalışan insanlar mağdur durumda kalıyor ve bizim de bunu talep etmemiz en doğal hakkımız. Biz nasıl ki hakkımızla yapıyorsak, yıllarca devleti sömüren, bütün desteklerini karşılıksız bir şekilde kullanan insanların cezalandırılması gerekir ve bizimde herkesten aynı şeyi beklemek hakkımız. Bu millet bedel ödemiş bir millet, bunların hassasiyetlerine, bu iradeye herkesin saygı göstermesi gerekmekte.  Bu ülkedeki kuralları beğenmiyorlarsa buyursunlar gitsinler.
KULİS DERGİSİ RÖPORTAJ

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.