Tasarının geri çekilmesinde en etkili onlar oldu

Haber7 yazarı Esra Elönü ve Star yazar Sibel Eraslan kamuoyunda büyük tartışma yaratan Cinsel istismar düzenlemesinin geri çekilmesinde en etkili olan KADEM'i kaleme aldı.

Tasarının geri çekilmesinde en etkili onlar oldu

Başbakan Binali Yıldırım tarafından komisyona geri çekileceği açıklanan istismar düzenlemesi Bakan Bozdağ'ın yaptığı açıklamayla beraber tasarıdan tamamen çıkartıldı. Büyük tartışmalara sebep olan o tasarının geri çekilmesinde ise KADEM'in yaptığı açıklamanın etkisi büyük oldu.

Esra Elönü'nün yazısı şöyle; 
SIRRA DEĞİL VİCDANA KADEM BASANLAR!

Sesiniz ne kadar kısık olursa olsun hakikat çığlık çığlığadır. Sesim fazla kısık olduğundan yüksek sesli harflerle yazı yazma hevesim kabardı nedense. Çok derinden çekilmiş “ hayy” akciğer temizliği için birebir. İşte tam da öyle bir gündem.
Üç günden beri manşetlerden inmeyen gündemin tenhalaşmasını bekliyorum. Nedir o gündem? Cinsel istismar düzenlemesine yönelik yasa tasarısı. Şimdi her ne kadar hava muhalefeti, sakil bir ağızla itiraz trafiği oluştursa da, Kılıçdaroğlu gerile gerile “ Bu düzenleme tecavüzcüleri aklama düzenlemesi” deyip iştahla olayı manipüle etse de bu düzenleme bir mağduriyeti giderme üzerine ortaya atıldı.
Hangi mağduriyet? Şöyle söyleyelim olay kazı kazan atışmasına döndü. Derine kazıldı muhalefet kendince çer çöpü de katarak kazanmaya çalıştı. Olayı düzenleme üzerinden değil, mağdurların durumu üzerinden okursak anlaşılmaya tam isabet bir yazı olacak.

Leyla Tan.
Leyla Tan erken yaşta kaçarak evlenmiş. Eşiyle aralarında üç yaş var. İki çocukları olmuş. Koca sekiz yıllık evlilikten sonra “cinsel istismar” suçundan iki yıldır hapisteymiş. Leyla Tan, biz çok mutluyuz çocuklarımla eşimin içeriden çıkmasını bekliyoruz diyor. Şimdi bu mağduriyet şekliyle seslerini duyurmaya çalışan 3000 aile var. Anlaşıldı sanırım.
Benim itirazım şu, bu düzenleme yumuşak bir geçişle topluma tane tane anlatılarak değil de bir gece de dolaşıma sokularak gereksiz ithamlara maruz bırakıldı. Neden?
Bir fotoğrafı ne kadar büyütürseniz görüntü kalitesi o kadar düşer..  Bazı mağduriyetleri gidermede acele davranmak,  o derdi topluma kalitesiz kötü niyetli anlatma rolüne hızla girmeye nazır muhalefete de pas vermekten başka bir şey değildir. Öyle de oldu.
Kusura bakmayın da böyle konularda sosyal medya bir gecede kurbağalı dereye dönüşebiliyor.  “Tecavüzcüye af yok, erken yaşta evlenenlerin mağduriyetlerini giderme var” diye çığlık çığlığa bir şeyler anlatılmaya çalışılsa da atı alan kurbağalı dereyi çoktan geçmişti. Dil, özensiz. Anlatım yanlış. Teknik hususlar karışık ( özellikle yaş sınırı konusu ) ve tam kaos tavan yapmış tribünler chp'li amigoların eline düşmüşken KADEM (Kadın ve demokrasi derneği) hakem düdüğünü çalıp olaya noktayı koydu.
Düzenlenmekte olan tasarıda; “failin” tanımının yeterince anlaşılır ve kamu vicdanını rahatlatacak nitelikte yapılmamış olması en büyük eksikliklerden biri olarak görünmektedir. Keza tasarının bu haliyle yasalaşması durumunda cinsel istismar suçunu işleyenlerin, güç, nüfuz vb. imkânlar ile mağduru ve çevresini etki altına alması ve mağdur ile evlenme yoluna giderek serbest kalmasının önü açılacaktır. Öte yandan mağdurun ise, bu baskı altında erken yaşta zorla evlilik yapması ve bu evliliği sürdürmeye mecbur kalması kuvvetle muhtemeldir. Yine bu tasarı ile suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında görülen davaların af ile sonuçlanacak olması ve yasanın yürürlük süresinin belirlenmemiş olması da tasarının sakıncalarındandır.
Bu açıklama, KADEM'i iktidarın arka bahçesi olarak tanımlayanların algısına ön yargısına tokat gibi indi. Bununla beraber KADEM'in vicdan ve adalet arşivini görmek istemeyenlere hatırlatayım. Özgecan Davasını kendi tekellerine almaya çalışan ideolojik kadın gruplarına inat KADEM bütün duruşmalarda biz de varız dedi adeta bu tür meselelerde sırra değil vicdana adalete kadem basıyoruz diyerek hakikatin sesini açtılar. Ayrıca, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), 2009 yılında öldürülen 16 yaşındaki Sezgi Kırıt'ın 7 yıl boyunca gizli kalan cinayeti hakkındaki davaya müdahil oldu.
Ve yine her ne kadar görülmek istemese de Trabzon İl Müftülüğü görevlisi Ayşe Yılmaz'ın konuşmasına, “Sen kimsin de bize vaaz veriyorsun” diye müdahale eden  Of Belediye Başkan Vekili Halil Alireisoğluna KADEM'in tepkisi muhteşem olmuştu.
“Erkek sahabelerin soruları üzerine, Peygamber efendimizin örnekliğini anlatarak vaaz eden Hz. Aişeye ne diyeceksin? Sorusuyla tepkisini dile getiren KADEM yine bu kurumu tek seslilikle yargılayan aydın değil abajur seslere cevabını vermişti. Bunlar sadece bir yazı için seçtiklerim
Sümeyye Erdoğan'ın ve Dr. Sare Aydının liderliğinde KADEM cinsel istismar konulu gündeme de iyi niyetli ve vicdanın kıyısından değil tam ortasından tavrını koymuş. Ve  toplumu ilgilendiren bütün konularda kendilerine yapılan haksız ithamlara inat “ Haksızlıkta Sırra değil, vicdana  adalete KADEM basarak tüm mağduriyetlere tam isabet bir kuruluş olduğunu göstermiştir.

Sibel Eraslan'ın yazısı ise şöyle;
YA SÜMEYYE ERDOĞAN SESİNİ ÇIKARTMASAYDI

Erken evlilikle, tecavüzü birbirine karıştıran, kötü niyetli bir tartışma içinde boğulduk geçen hafta.
Adalet Bakanı ısrarla; “tecavüzcüye af yok, böyle bir şey getirmiyoruz. Küçük yaşta evliliklerin önünü de açıyor değiliz. Bunu söyleyenler bilinçli olarak yalan söylüyor. Bu düzenleme cinsel istismar veya tecavüze muhatap olmayan ailelerin mağduriyetini önlemek için ve bir defaya mahsus düzenlendi” dese de... Ciddi bir hücum oldu hükümet cenahına...
Rıza ile yapılmış erken evliliklerde, yaş küçüklüğü yüzünden yasal takibe uğrayan kocanın hapse atılışı, ciddi mağduriyetlere sebep oluyordu, şikayetler birikiyordu. Karşılıklı rıza ile herkesin bilgisine açık, kaç/göç'süz düğün dernekle evlenmişler, aile olmuşlar, çoluk çocuğa karışmışlar ama ardından koca, TCK 103'e göre cinsel istismar'dan içeri alınmış. Arkada, kirayı bile ödeyemeyen gözyaşlı bir eş ve bir dilim ekmeğe muhtaç çoluk çocuk... Ekonomik psikolojik zorluklarla baş başa... “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Olayları Araştırma Komisyonu”nun verdiği bilgiye göre bu mağduriyeti yaşayan 3 bin 400 aile var. Düzenlemeye gidiliyor.
Evet özensiz bir dil, evet daha açıklayıcı olabilir, evet bu konu daha geniş bir halk desteği ve halkla ilişkilere oturtularak dizayn edilebilir. Hiçbirisi için gecikilmiş değil. Nitekim hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan bu konuyu dillendirdiler...

Ama ne zaman?
Sümeyye Erdoğan'ın başını çektiği KADEM konuşmaya başladıktan sonra. Dr. Sare Aydın'ın meseleyi vuzuha kavuşturan ve vicdanları ağartan çıkışından sonra... KADEM'i kuruluşundan beri takip eden ve zaman zaman değişik projelerinde yer almış birisiyim. Benim burada dikkat çekmek istediğim şey, KADEM'in özellikle Sümeyye Erdoğan'ın desteklerinin bizim için ne anlama geldiğiyle ilgili... 
Diyebilirsiniz ki, ne fark eder, önemli olan sonuç almak değil mi.. Nitekim KADEM ve Sümeyye Hanım el attılar, durum hemen düzeltilme aşamasına geçti... Elhak doğru. Kadın hakları hareketine ömrünü vermiş birisi olarak müspet sonuç alacak her hareketi önemsemeyi öğretti bana yıllar...KADEM'i çok önemsiyorum lakin giderek ‘'Devlet'' veya ‘'Kamu'' zannedilmesi tenakusuyla karşılaşmasını asla istemem...

Niye mi?
Bizim uzun yıllar eleştiriye tabi tuttuğumuz ‘'devlet feminizmi'' diye bir şey vardı, şimdiki gençler pek hatırlamaz ama devlet başörtü yasaklarında bile bunlardan destek alırdı. Bu durum yalnız Türkiye'de değil, tüm 3. dünyada ‘'ana akım feminizm''in yapılandırılması (aslında islam toplumlarındaki geleneksel kadın ve aile formlarını eleştiriye tabi tutmak, dönüştürmek amaçları)için kurgulanmış, kadrolandırılmış, ardından proje destekleri ile de sağlama alınmış, bilinç yükseltmeye odaklı bir politik tavırdıaslında. Yerli oryantalizmin en bariz göstergelerindendi... Haliyle bizlerce de eleştirilirdi. Ardından bizzat feminizmin kendi içinden geliştirdiği eleştiriyle bu yoldan/üsluptan kısmen de olsa vazgeçildi. Bugün devlet feminizminden eskisi kadar şikayet etmiyorsak, dönemi kapanmışsa, bunda muhafazakar kesimin getirdiği eleştiriden çok, yine feminizmin kendi içinden kendine dair çıkarttığı dürüst eleştiriyi zikretmek gerek...   
Kadın hakları mevzu; doğası, yapısı ve felsefeleri itibariyle, sivil, çoğul ve çok çeşitlilik arz etmesi gereken bir usulde işler...
Başta Bakan Hanımın ve diğer kadın vekillerin daha aktif olabilecekken niçin Sümeyye Erdoğan'ın konuşması beklenmiştir anlayabilmiş değilim... Daha bu mesele, mektuplar ve şikayetler faslıyla vekillerin bilgisine intikal ettiğinde veya çalıştaylarda görüşülürken hiç değilse lobilerde bahsi geçerken ciddiye alınıp, özen önlemine geçilmeli değil miydi... Birebir görüşme imkanınız yok muydu Başbakan'la, Adalet Bakanı'yla... Siz görüşemezseniz kim görüşecek Allahaşkına. Niçin KADEM'in tavrı bekleniyor...
Bunun bir de KADEM'in üzerinde toplayacağı yük hadisesi var. Devlet gibi görülmeye başlanırsa bir sivil örgüt, sivilliği zaman içinde tavsar, hareket kabiliyeti yavaşlar, saygınlığı artsa da hızla ihtiyarlar, ağır başlı bir onay makamına dönüşebilir. Daha da önemlisi diğer kadın hareketleri veya hareketlilikleri, kendi içinde merkez/çevre hiyerarşisine yol açacak bu makbuliyet tanımına ve devletle yakın mesafeye gönül rızasıyla yaklaşmazlar... Handikap da tam buradan çıkar. Artık sivil değil, devlet olarak görülür o kurum...
Derdimiz elbette üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil. Lakin durduk yerde yük bindirmeyelim omuzlarımıza.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.