KARANLIKTA DİYALOG!

Ezgi Burkay mikrofon.com.tr'ye özel yazıları ile her Çarşamba okurlarına seslenecek...

KARANLIKTA DİYALOG!

Güzellik, çirkinlik kavramı yok orada; ön yargılar yok. Sadece sizsiniz.Yer,zaman,beden algısı kayboluyor. Bitiminde içsel bir sorgulama başlıyor: "BU İNSANLAR İÇİN HAYATI NEDEN KOLAYLAŞTIRMIYORUZ?"
Gözler... Nedir gözler? Şu oluş ve bozuluşa tabi olan maddi âlemin oluş ve bozuluşa tabi insanının oluş ve bozuluşa tabi organlarından sadece biri. Üstat ise şöyle ifade ediyor bakın; "gözler... Gözler, içinde ya merhamet ya nefretin ışıldadığı bir kandildir yahut tevekkül veya şüphenin tüttüğü... Bazen de ve çok defa sönük ve bomboş".
Kesinlikle ile başlayan ilk cümlemi; kesinlikle sabit sergi haline gelmesi gereken etkinlik şeklinde kullanacağım. Toplumsal bilincin oluşması için herkesin gitmesi gereken bir sergi.
ÖNCELİKLE NEDİR BU KARANLIKTA DİYALOG?
Dünya üzerinde 130 kentte 7 milyondan fazla insana "dokunmuş" olan "karanlıkta diyalog", Türkiye’de ve İstanbul'da gerçekleştiriliyor şu anda.İbb ev sahipliğinde, Ttnet'in ana sponsorluğu ve Dünya Göz Hastanesi'nin stratejik ortaklığı ile İstanbul tarafından hayata geçirilen tümüyle karanlıkta, duyularınızı uyandırarak ve farkındalığınızı derinleştirerek...
Görme engelli rehberler, sizin dokunarak, koklayarak, tadarak ve duyarak "yeni ve farklı" bir biçimde görmenizi sağlıyor ve sizi unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyorlar "Karanlıkta Diyalog", 1988’de Almanya’da Prof. Dr. Andreas Heinecke tarafından oluşturulup, hayata geçirildi.
Ben bugün gitme fırsatına sahip oldum.
Biraz empati için, belki biraz da ön yargıları kırmak için fazlasıyla sıra dışı -"ve güzel" demeye dilim varmıyor- bir deneyim. Bir şükür vesilesi. Bir kendinden utanma, bir dünyayı biraz daha iyi anlama. Bir sırça köşkten aşağı düşüş... En basitinden bir rengi görmek, ne olduğunu bilmek bile öyle büyük bir mutluluk ki. Bugün katıldığımda açıkçası nasıl bir şeylerle karşılaşacağımı pek bilmiyordum. Özetle şöyle: içerisi öyle böyle değil, zifiri karanlık kesinlikle bir şey göremezsiniz. Görünüşün tamamen sıfır olduğu, zifiri karanlıkta bir günlük hayat simülasyonu yapılmış labirentten geçerken uçsuz bucaksız karanlık bir delik gibi. Sopalarla yön buluyorsunuz. Yaklaşık doksan dakika boyunca, görme engelli bir rehberin yardımıyla, bir kaç kişiden oluşan bir grubun parçası olarak bu simülasyonda ilerliyorsunuz. İçeride neler yok ki; rehberimizin ricası üzerine içeride neler olduğunu anlatmıyorum sizlere. Âdeta gözleri görmeyen bir insanın İstanbul'da bir gününü yaşıyorsunuz. Sadece bu kadar değil tabi, her şey ayrıntısına kadar düşünülmüş, çiçek kokuları, kuş cıvıltıları, denizin sesi, İstanbul'un gürültüsü de size eşlik ediyor. Diğer insanlarla da sürekli iletişim halindesiniz. Tabi sürekli çarpışma da kaçınılmaz... Oradakilerle aranızda bir bağ oluşuyor. Rehber çok hâkim sanki her şeyi görüyor ve çok da eğlenceli; şarkılar, esprilerle çok güzel vakit geçirmenizi sağlıyor. Tabi eğlenmenin yanında espiriyle gülerek kurduğu bazı cümleler insanın canını yakıyor. Bir de zaman çok çabuk geçiyor nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Hepimize yarım saat gibi gelmişti oysa bir buçuk saat olmuş...
İçeride geçen ilk beş dakika, bir simülasyonun parçası olduğumu bilmeme rağmen, ömrüm boyunca yaşadığım en zor beş dakikalardan biriydi sanırım. Kalakaldım, bir duvara tutunup oradan ayrılmamak istedim. Bir elim duvarda olduğu sürece biliyordum çünkü nerede olduğumu, sağa veya sola doğru bir adım atsam, bir daha eski yerimi yeniden bulamayabilirdim. Simülasyon olduğunu bile bile. Bugün, görme engelli birini tanıdım; ömrünün kırk yılını görerek yaşamış, ancak son dört yılını karanlıkta geçirmiş birini. Karanlık dediysem, gerçek anlamda bir karanlık! Işık eksikliği yani. Yoksa apaydınlık bir insan kendisi; sevinçlerini, hayal kırıklıklarını, mutluluklarını, sitemlerini anlattı vakit elverdiğince.
Ön yargım yok sanırdım ben; yani bu deneyimin başında "ön yargılarınızdan kurtulacaksınız" dediklerinde, "ne ön yargısı yahu? görme engelli birine ne ön yargım olur ki benim? yardım ediyorum hatta elimden geldiğince." diye düşünmüştüm. Bugün; görme engelli biri gözlerim oldu benim. Görme engelli biri gösterdi sağımı, solumu, karşımda ne olduğunu, nereye basmam gerektiğini, farkında olmadığım ön yargılarımı kırdı o görme engelli. Ne de iyi yaptı. Doksan dakika bitince çıktık simülasyondan. Işığı ilk görüşüm o kadar rahatlattı ki beni, koşup sarılacaktım neredeyse ışığa. O da benimle ışığa doğru yürüdü ama göremedi ışığı. Acınacak bir şey de değil bu onun için. Sadece farkında olunması gereken bir şey. Onu normal bir birey olarak görüp, yaşamını olabildiğince kolaylaştırmak -en azından zorlaştırmamak- gerekiyor sadece. İsteği bu kadar. Öyle söyledi.
Dışarı çıktığınızda ise adapte olmak çok zor. Işıktan rahatsız olmak bir yana bir de sersemleşiyorsunuz. Çıktığınız 1,5 saatlik gezi ise inanılmaz bir deneyim olarak yüreğinize ve aklınıza kazınıyor. İçeri ilk girdiğimizde grubumuzdakilerin isimlerini bilmiyorduk. Ama inanın çıkarken her birinin ismini biliyordum, bunun yanında ilk defa yeni tanıştığım insanların seslerine bu kadar dikkat etmiştim, kokularından ayırt ediyordum kimin kim olduğunu o zifiri karanlıkta. Oldukça uzun bir süre de isimlerini unutmayacağıma eminim. 
Elinizde değneğiniz ve görmeyen gözlerinizle. Orada, gözlerinizi kapamaya benzemiyor hiçbir şey. kör ebe oyunundaki gibi, sıkılınca -mızıkçılık yapmış olmak pahasına!- gözünüzdeki bağı çıkarıp atmaya benzemiyor. sesler var, kokular var. bir de dokunuşlar. Duyabildiğiniz her sesi duymak, dokunabildiğiniz her şeye dokunmak, koklayabildiğiniz her şeyi koklamak zorunda olduğunuzu düşünün. keyfiniz için değil, ihtiyacınız olduğu için. gerçekten ihtiyacınız olduğu için.. 
Giriş kapısında soğuk soğuk durduğun, bir baş selamını bile esirgediğin, tanımadığın o takım arkadaşlarınla içeride -yalnızca doksan dakikada- samimiyeti ilerletip diyalog kurmak ve rehberin ettiği lafları aklının bir köşesine not edebilmek için bile değer.
ilk başta karanlık korkutucu gelebilir, kendinizi sudan çıkmış balık gibi hissedebilirsiniz. Ama parkurdan çıkıp rehberimizi ilk defa ışıkta gördüğümde, işte o zaman hayatın gerçekliğinden zifiri karanlıktan daha çok korktum. Biliyorum ki, her an karanlığa gömülebileceğimi bilmek hayatı daha dikkatli ve görerek yaşamama vesile olacak. Gözlerindeki ışık kaybolsa da yüreğindeki ışığı kaybetmemiş görme engelli rehberlerimize ayrıca teşekkür etmek gerek ve enteresandır göremeyince insan daha bir uysal daha bir sıcakkanlı oluyor sanki. Nedendir bilmiyorum ama grubunuzdaki insanlarla enteresan şekilde yakın bir bağ oluşuyor birden. belki de görmemek kalbi açıyordur. Hani derler ya bir duyunu kaybedince diğerleriyle daha iyi algılamaya başlıyormuşsun, aynen öyle… Bir yerden sonra daha önce hiç görmediğim o adamın kokusunu duyunca güvende htiğimi fark ettim. her gün duyduğumuz sesler, kuş cıvıltıları, trafiğin sesi, dalgaların sesi hepsi çok daha fazla anlam ifade etmeye başladı. Kısacası " ben kör olsam da yapabilirdim " diye girmeyin, " kör olsaydım, nasıl hissederdim " diyerek girin. Şüpheyi de attık bir kenara, güven duygusunun kandillerini yaktık sonuna kadar. Kendimize, duyularımıza, rehberimize duyduğumuz o güven ışığını. "belki kimi güzellikleri göremiyorum ama çirkinlikleri de görmüyorum, yeter ki olaylara güzel bakabilelim" diyerek o güzel sesinden ve gönlünden ışık saçan güzel bir adam tuttu elimizden. sesler, kokular, dokunuşlar aydınlattı bu defa alemimizi. belki ilk defa bomboş bakmadık, sönük değildi bakışlarımız. Hayretimiz arttı; kendimize ve şu hayata ait olan her şeye dair. Görmek buymuş aslında; hmekmiş rüzgârı, dinlemekmiş suyun sesini, kuşların ötüşünü, kanat çırpışlarını ve en önemlisi de kendini, kendini dinlemekmiş; 
Hayatımda sahip olduğum "iyi ki"lere yenisini ekledim ben bugün. 
en zorlandığım -tanıdığım ve ya tanımadığım birine asla tamamen güvenme-kuralımı yıktım. karanlığın içinde ilk ilerlerken ki panik ve huzursuzluk hissini hoop diye içimden çekip yerine güven ve rahatlık koyan rehberimize sonsuz sevgiler.
bu tecrübeyi, kaldırımlardaki "görme engelliler için yürüme yolu"nu işgal eden esnaf, buna göz yuman belediye ve zabıta yaşamalı...ve siz mühendisler, mimarlar, çevre planlayıcıları ve herkes ; görme engelliler ile birlikte yaşadığınızı unutmayın, tasarımlarınızı planlarken aklınızda bulunsun.
-----
ZİYARETİNİZ İÇİN İPUÇLARI 
"SERGİDE GEÇİRMEK İÇİN NE KADAR ZAMAN AYIRMALIYIM?" 

Tüm ziyaretçilerden, biletlerinde mevcut olan sergi seans saatinden 30 dakika önce mekanda olmaları rica ediliyor. Ziyaretçiler bir rehber tarafından karşılanıyor ve sergiye girmek üzere hazırlanılıyor. Geç kalınması durumunda serginin gezilebilmesi, sonraki bir seans için yer müsaitliğine bağlı, deneyiminiz okul grupları için yaklaşık 1 saat, yetişkinler için ise 1,5 saat.
"SERGİYE ELEKTRONİK CİHAZLARLA GİREBİLMEM MÜMKÜN MÜ?"
Sergi tamamen karanlık bir ortamda gerçekleştiği için, ışık veren saat, cep telefonu, kamera gibi tüm elektronik cihazlar ve de yine karanlıkta parlayabilecek mücevher, fosforlu giyim ya da takının içeri sokulmasına izin verilmiyor. 
"IŞIK VEREN YA DA PARLAYAN EŞYALARIMI SERGİ BOYUNCA MUHAFAZA EDEBİLECEĞİNİZ GÜVENLİ BİR YER MEVCUT MU?"
Ziyaretçilere, hem yukarda belirtilmiş olan ışıklı/parlayan eşyalarını hem de deneyim boyunca taşımak zorunda kalmamaları için cüzdan, gözlük, çanta, çakmak ve tüm diğer kişisel eşyalarını koyabilecekleri kilitli bir dolap ücretsiz olarak tahsis ediliyor. Bununla birlikte ziyaretçilerin sergi alanına girmeden önce yanlarında bir miktar bozuk para bulundurmaları tavsiye ediliyor.
"ÇOCUKLARIMI GETİREBİLİR MİYİM?"
Sergi 9 yaşından büyük çocuklara tavsiye ediliyor. Bireysel ziyaretlerde 12 yaşından küçük çocuklara bir yetişkinin eşlik etmesi gerekiyor. Ancak, ailesinin ya da yasal vasinin rızası olduğu takdirde her yaş grubuna açıktır.
"SERGİYE TEKERLEKLİ İSKEMLEYLE GİREBİLİR MİYİM?"
Sergiye tekerlekli iskemleyle katılmak durumunda olan ziyaretçiler, bilet aldıkları esnada satış temsilcisine durumu bildirmeleri halinde, sergi süresince kendilerine gereken yardım ve destek sağlanıyor. Sergide elektrikli tekerlekli iskemleler kullanılamamaktadır ama mekanik tekerlekli iskemleleri sergi mekanında mevcuttur.
"PEKİ, YA SERGİ BİTMEDEN ÇIKMAK İSTERSEM?"
Tüm sergi deneyiminiz boyunca güvenlik ve rahatınızı sağlamakla sorumlu rehberler size eşlik ediyor olacaklar. Ancak, yine de bitiminden önce sergiden ayrılmak isterseniz, kolayca ulaşabileceğiniz birçok çıkış noktası mevcut.
"DIŞARIDAN YİYECEK İÇECEK GETİREBİLİYOR MUYUZ?"
Sergi alanına dışarıdan yiyecek içecekle girilemiyor
"SERGİ SÜRESİNCE DİĞERLERİYLE KONUŞABİLİYOR MUYUZ?"
Ziyaretçilerin, hayatlarının bu eşsiz deneyiminde konuşmaları, gülmeleri, keşfetmeleri, soru sormaları ve keyfini çıkarmaları yasak değil, aksine tavsiye ediliyor!
"DENEYİM SÜRESİ"
Sergi deneyimi okul grupları için 1 saat, yetişkinler için ise 1,5 saat. Lütfen girişe hazırlık ve check-in için giriş saatinizden yaklaşık yarım saat önce mekânda olmalısınız.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.